Wednesday, January 30, 2008

QuOtE OF tHe dAy...


Inspiration is wonderful when it happens, but the writer must develop an approach for the rest of the time... The wait is simply too long.

Leonard Bernstein

Monday, January 28, 2008

one less dictator in the world...


He died without conviction...

Former Indonesian President Suharto dies
Tossi Santoso
Radio Netherlands 27-01-2008

With the death of former Indonesian president Suharto, the life of a remarkable man comes to an end. Suharto's autocratic rule of Indonesia lasted 32 years. In May 1998 he was forced to step down amid a huge economic crisis and mass anti-government demonstrations. A year after Suharto resigned Indonesia had its first democratic elections in almost 45 years.
more

Quote of the day...



The most radical revolutionary will become a conservative the day after the revolution.
Hannah Arendt

Note: This quote stands very close to Ernesto Laclau's concept of heterogeneity and that's why I post it... So it is no sarcastic comment on revolution.

also see:
Arendt in the Internet Encyclopedia of Philosophy

Daniel Cohn-Bendit on Arendt

Thursday, January 24, 2008

301 kere hayir!


301 KALDIRILSIN, IRKÇILAR YARGILANSIN
Pazartesi, 26 Kasım 2007
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA
ANKARA

Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesi Türkiye’nin utancıdır. Bu yasa, içeriği itibariyle devleti ve kurumlarını yurttaşlarına karşı korumakta olan çağdışı bir düzenleme olup, toplumun bütününü ilgilendiren konuların özgürce tartışılamadığı bir ortam yaratmaktadır. Bu durum toplumsal barışı zedelemekte, düşünce farklılıklarını kolaylıkla düşmanlığa dönüştürülebilmekte ve şiddeti körüklemektedir.
301. madde basın ve düşünce özgürlüğünün tam olarak kullanılmasının önünde önemli bir engeldir. Oysa şiddet içermeyen her düşünce özgürce ifade edilebilmelidir. İfade özgürlüğü, ancak ırkçılık, ayrımcılık ve şiddete çağrı içermesi durumunda sınırlandırılabilir.
Düşüncenin özgürce ifade edilmesinin önündeki tüm yasal engellerin kaldırılması, daha demokratik ve özgür bir Türkiye'nin ön koşuludur.
Bu çerçevede Türk Ceza Yasası’nın 301. maddesinin kaldırılmasını, ayrıca Türk Ceza Yasası ve Terörle Mücadele Yasası'ndaki düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlayan tüm maddelerin bu doğrultuda yeniden düzenlenmesini TBMM'den talep ediyorum.
IMZALAMAK ICIN BURAYI TIKLAYIN



DURDE'NİN 301 KAMPANYASINA DESTEK VEREN İSİMLER
Arif Akkaya (Tiyatro oyuncusu-yönetmen), Aydın Cıngı (SODEV), Ayten Alkan (Dr. AÜ. SBF), Ayten Sönmez (Öğretim görevlisi), Banu Fotocan (Oyuncu), Baskın Oran (AÜSBF), Bülent Erkmen (Tasarımcı), Cem Mansur (Müzisyen), Çiğdem Mater, Doğan Tarkan (DSİP Genel Bşk.), Dr. Tarık Ziya Ekinci (13. dönem Diyarbakır Milletvekili), Emine Algan (Gazeteci), Erol Kızılelma (SODEV), Ertuğrul Kürkçü (Gazeteci/Bianet), Fatmagül Berktay (Öğretim üyesi), Ferhat Kentel (Bilgi Üniversitesi), Filiz Akın Köksal (Eski sinema oyuncusu), Gülsün Karamustafa (Ressam), Haydar Ergülen (Yazar), Işık Yenersu (Tiyatro sanatçısı), İsmail Beşikçi, Kenan Bahadır Derre (Sanat yöneticisi), Kerem Kabadayı (Mor ve Ötesi), Korkut Akın (Yönetmen), Latife Tekin (Yazar), Macide Tanır (Tiyatro sanatçısı), Mahir Günşiray (Oyuncu-yönetmen), Mehmet Atak (Tiyatro), Melih Pekdemir (Yazar), Memet Ali Alabora (Oyuncu), Murat Utku (Gazeteci), Murat Uyurkulak (Yazar), Nedim Aksoy (Gazeteci), Nena Calidis (Gazeteci), Nermin Bezmen (Yazar), Neşe Şen (Senarist), Nil Mutluer (CEU), Oktay Kayalp (Belediye başkanı), Onur Şenol (Tiyatro), Orhan Alkaya (Sanatçı), Oruç Aruoba (Yazar/felsefeci), Osman Murat Ülke (Çevirmen), Osman Özgüven (Dikili Belediye Başkanı – İzmir), Prof. Dr. Baskın Oran (Akademisyen-yazar), Ragıp İncesağır (Yazar ve BarışaRock aktivisti), Refik Durbaş (Şair-yazar-gazeteci), Roni Margulies (Yazar), Sami Tan (İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı), Sanem Öge (Editör), Semra Somersan (BÜ), Sevin Okyay (Yazar-çevirmen-gazeteci), Taner Öngür (Moğollar), Tilbe Saran (Tiyatrocu), Tuncer Cücenoğlu (Oyun yazarı), Ülker Uncu (Müzisyen), Yaşar Kurt (Müzisyen), Yıldız Önen (Küresel BAK Yürütmesi), Zeynep Gambetti (BÜ), Zeynep Tanbay (Dansçı-koreograf)

… gibi kişilerin yanı sıra BarışaRock, Küresel Eylem Grubu, G8'e Hayır İnisiyatifi, Karanlığı Sorguluyoruz, Benim Hala Umudum Var gibi kampanyalar, Mazlum-Der, İnsan Hakları Ortak Platformu, TESEV, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi gibi kurumlar da destek vermektedir.

Darbeci Ergenekon

İsmet Berkan
Radikal, 24/01/2008
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın aylardır yürüttüğü Ergenekon terör örgütü soruşturmasında yeni bir aşamaya daha gelindi. Önceki gün sabaha karşı evlerinden alınan 34 kişiyle birlikte halen tutuklu olan 20'ye yakın isimle soruşturma sürüyor.
Soruşturmanın gizliliği esas. Bir süreden beri zaten temel hukuk kuralı olmanın yanında yasa kuralı da olan ve hafif sayılamayacak cezalara bağlanmış olan bu konuyu savcılıklar mahkeme kararlarıyla da hatırlatıyorlar. O yüzden, soruşturmanın gizliliği ilkesini ihlal etmemeye çalışarak bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.
Kanlı Danıştay saldırısının hemen ardından, o günlerde tesadüfen Başbakan Vekilliği yapan bugünün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğü birer brifing veriyorlar.
Bu brifinglerde iki kurum birbirinden habersiz olarak birbirine çok yakın bilgiler veriyor Gül'e. Hatta Emniyet, Gül'ün önüne bir çeşit şema koyuyor. Brifingden aylar sonra Gül, bir sohbet sırasında, o sıralar yürütülmekte olan ve bugünkü soruşturmanın da başlangıcını oluşturan Ümraniye baskınını örnek vererek, 'Hep o şemadaki isimler ve örgütlenmeler. Polis giderek daha fazla delile ulaşıyor' demişti.
Peki o şema neydi?
Şema, kendilerine 'Ulusalcı' veya Radikal'in taktığı isimle 'Kızıl Elma Koalisyonu' adını veren grupları anlatıyordu. Bu gruplar, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarından sonra pıtrak gibi ortaya çıkmaya başlamış, siyasi cephede Avrupa Birliği ve Amerika karşıtı bir söyleme radikal Kemalist söylemi eklemleyerek ciddi bir örgütlenme içine girmişlerdi.
Kendilerine 'sivil toplum örgütü' diyorlardı ama sivil toplum örgütü olmanın ötesine geçecek türde işlere de girişiyorlardı. Silah üzerine yemin etmeler, hücre tarzı örgütlenme, militanlaşma gibi olgular, grupların yasadışı işlere tevessül etme eğilimini sergiliyordu.
Kamuoyunda 'milliyetçi kabarma' diye algılanan şey gerçekte salt milliyetçilik değil, milliyetçi söylemi kullanarak iktidardaki hükümeti 'gayrı milli' ilan etme ve bu anlayışın yerleşmesiyle birlikte onların kanlı da olabilecek bir yolla devrilmesini meşru gösterme girişimiydi.
27 Mayıs'a giden yol böyle açılmıştı, aynı film tekrar edilmek isteniyordu.
Bu yolun açılması için provokasyonlara ve provokatörlere ihtiyaç vardı. Polisin değerlendirmesine göre Danıştay baskını ve Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar bu amaca hizmet için yapılmıştı. Daha ilk gün teşhis konmuştu yani. Nitekim daha sonra Danıştay'a silahlı saldırıyı düzenleyip planlayanlarla Cumhuriyet'e bomba atanların aynı insanlar olduğu ortaya çıktı.
Şimdi yürütülen soruşturma, esasen bu 'provokatör' ekibe yönelik. Onların silahlı-bombalı örgütlenmesini çökertmeye yönelik.
Ama bir de şemanın en tepesi var. Özellikle 2003 sonu-2004 başında 'Sarı Kız' adıyla darbe planları yapanlar, bu plan işin başındaki kimi isimlerin son dakikada cayması yüzünden işlemeyince kendi başına oturup 'Ayışığı' ve 'Yakamoz' adlı planlar hazırlayanlar şemanın en tepesinde. Ama onları delillendirmek ve yargının önüne çıkarmak kolay değil.
Savcılığın soruşturmasının o denli derin olup olmadığını ise zaten bilmiyoruz.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturması, siyasi tarihimizin en önemli soruşturmalarından ve sonunda açacağı dava da en önemli davalardan biri olmaya aday.

Wednesday, January 23, 2008

Turkiye'den youtube'a baglanmak icin

Youtube'a girebilmek icin
Bunun pekcok yolu var ancak herkesin yapabilecegi bir tanesi Anonymizer sitesi uzerinden IP adresinizi gizlemek. (bos satira www.youtube.com yazmaniz ve enter'a basmaniz gerek). Normalden biraz daha yavas da olsa baglanacaksiniz.
Daha tecrubeliler icin yontemler burda.
Daha saglikli isleyen bir site burda.

Saturday, January 19, 2008

song of the mood I am in (or rather the lyrics...)


To Wish Impossible Things
The Cure
Remember how it used to be
When the sun would fill the sky
Remember how we used to feel
Those days would never end
Those days would never end
Remember how it used to be
When the stars would fill the sky
Remember how we used to dream
Those nights would never end
Those nights would never end

It was the sweetness of your skin
It was the hope of all we might have been
That filled me with the hope to wish
Impossible things
To wish impossible things

But now the sun shines cold
And all the sky is grey
The stars are dimmed by clouds and tears
And all I wish
Is gone away
All I wish
Is gone away

All I wish
Is gone away

Friday, January 18, 2008

song of the day (or rather the lyrics...)

Villanelle For Our Time
Leonard Cohen
From bitter searching of the heart,
Quickened with passion and with pain
We rise to play a greater part.
This is the faith from which we start:
Men shall know commonwealth again
From bitter searching of the heart.
We loved the easy and the smart,
But now, with keener hand and brain,
We rise to play a greater part.
The lesser loyalties depart,
And neither race nor creed remain
From bitter searching of the heart.
Not steering by the venal chart
That tricked the mass for private gain,
We rise to play a greater part.
Reshaping narrow law and art
Whose symbols are the millions slain,
From bitter searching of the heart
We rise to play a greater part.
2004 - Dear Heather

Wednesday, January 16, 2008



Bogazici University
Department of History and Department of Political Science and International Relations
present
2008 Hrant Dink Memorial Lecture
on
Freedom of Expression and Human Rights
Arundhati Roy
Listening to Grasshoppers

January 18, 2008, 15:00, Albert Long Hall (BTS), South Campus

The talk will be presented in English

Monday, January 14, 2008

Reminder: War is Bad for You!!!

Dutch soldiers commemorated in Kandahar
Radio Netherlands Online
Monday 14 January 2008

Kandahar - The two Dutch soldiers who were killed on Saturday have been commemorated in a speech at an air field in Kandahar. During a special parade, the Dutch flag was hung at half-mast and a minute's silence was observed.
The two men died in a battle against the Taliban on Saturday, when they were hit by friendly fire.
Two Afghan soldiers were also killed by Dutch fire.
The Ministry of Defence says darkness and bad weather conditions contributed to the confusion of battle. The ministry and military police have begun investigations into the incident.
It is not clear when the bodies of the men will return to the Netherlands. Their return depends on when weather conditions improve.

Acıyı bal eyledik ya

Yıldırım Türker, Radikal online
14/01/2008
Barışacaklarımız listesinde sıra Alevilere geldi. Şimdi Alevilerle barışıyoruz.
Biz kimiz?
Tabii yüzde 99'u Sünni ilan edilmiş halkımızın inanç dünyasının doğal temsilcileri.
AKP milletvekillerinin acıklı 'Muharrem iftarı' ile gündem ayağa kaldırılırken bir yandan da siyasetin sol tarafının seyyal kanadından transfer Kültür Bakanımızın Madımak Oteli'nin geleceği üstüne sıkıştırılmasına tanık oluyoruz.
Hükümetin bu seferki iyi niyet müsameresi olan 'Muharrem iftarı'nın yaratıcılarının başında AKP'nin Alevileri halletmeden sorumlu milletvekili Reha Çamuroğlu geliyor, doğal olarak.
Bu konuda söylenecek her şeyi, resmi yüzdelere gelmeyenlerin milletvekili Ufuk Uras mükemmel özetlemiş:
"'AKP'nin Alevi sorununda duyarlılık göstermek olarak sunulan Muharrem iftarı organizasyonu bir iyi niyet açılımı değildir. Alevi kurumlarını tanımayan, onları muhatap almayan, evrensel laiklik standartlarında bir düzenlemeye gitmeyen, halkın farklı öğelerinin eşit hak ve özgürlüklerle kendini ifade etme haklarını güvenceye almayan bir yaklaşımla daha karşı karşıyayız. Hükümetin kendine güdümlü kurum ve kişiler aracılığıyla gerçekleştirmekte olduğu bu girişim, Türkiye'nin tek tipleştirme ve farklı olanı asimile etme şeklindeki egemen siyaset geleneğinin Sünni İslamcı zihniyetle derinleştirilmesidir." Uras, Muharrem iftarının "Alevi asimilasyon politikasının hayata geçirilmesinin ilk adımını oluşturduğunu" ekliyor ve bunu "Devletten maaş alan ve onun istekleri doğrultusunda Alevi toplumunun kontrolünü sağlamaya çalışacak, Hızır Paşa misyonlu dedeler yaratılmasının izleyeceği"ni kayda geçiriyor.
Aleviler de bu gülünç müsamerede tembih ve terbiye edilmiş azınlık
rolüne hevesli olmadıklarını gösterdiler çok şükür.
Kürt sorununu ordusunun gücü ve İslamın bütünleştiriciliği idealine havale ettiği açık seçik anlaşılan AKP, gerçekten Sünni bir kül olarak tasarımlayabileceğine inanıyor bu milleti.
Hükümetin iyi niyetinin nişanesi olarak Madımak Oteli hakkındaki gelişmelere bakmakta yarar var.
Reha Çamuroğlu, Madımak Oteli'nin müze yapılmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Söylediklerinin hafifliği karşısında Alevilikten geçtim, nasıl bir inancın kollarında bu hale geldiğini merak ediyorum doğrusu: "Acılarımızı hatırlamaya niçin bu kadar meraklıyız, anlamıyorum" diyesiymiş Alevi aydın solcu romancı milletvekilimiz.
Geçmiş bitmiş, değil mi? Unut gitsin.
Ertuğrul Günay, otelin altında bir kebapçı dükkânı bulunmasını 'tiksindirici' bulduğunu beyan ettiğinden bu yana, kendisinden bu konuda olumlu bir atılım bekleyeyazdık.
Umut dünyasının naylonuyla peluşuyla bizi ilk utandırışı değildi elbet. Günay, o melun binanın bir müzeye dönüştürülmesinin mümkün görünmediğini belirtti son olarak, boynu bükük bir ifadeyle. Çünkü valiliğin kararına bağlıymış o binanın akıbeti. Kentsel düzenleme meseleleri anlayacağınız. Bina, müze olmasının gerektireceği koşullara sahip değilmiş. Elinden bir şey gelmezmiş.
Bakan'ın da, hükümetin de, koskoca devletin de gücü yetmiyormuş o batasıca Madımak Oteli'ni bir ibret müzesine dönüştürmeye. Üzgünler,
ama böyle. Mevzuat böyle. Yani, teamül. Yani, münferit!
Belki Atatürk Nutuk'ta tembih etti. Belki bir hadisle yasaklandı.
Madımak ile bunak nine
Türkiye, Sivas Katliamı ile inanılmaz büyüklükte bir çatlağın patlamasına tanık olmuş, tarihinin en acılı milatlarından birini yaşamıştır.
Artık hatırlamamıza gerek olmadığı iddia edilen katliam davasının
gidişatına bir daha bakalım.
Olaylarla ilgili olarak 124 sanık hakkında dava açıldı. Sekiz yıl süren hukuk mücadelesinden sonra dava 2001'de sonuçlandı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin onadığı karar uyarınca, 'Cumhuriyete karşı örgütlü kalkışma' girişiminde bulunan sanıklardan 33'ü TCY'nin 146/1. maddesine göre idam cezası aldı. Bu müebbet ağırlaştırılmış hapse çevrildi, geri kalan sanıklar da değişik cezalara çarptırıldı.
Ancak 13 yılda içeride kalan sanık sayısı beraat ve tahliyelerle 33'e düştü. 8 sanık ise Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından bu yana firarda.
...haklarında tutuklama kararı bulunan sanıklardan, başta Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak olmak üzere sekiz kişinin Almanya ve Suudi Arabistan'a sığındıkları öğrenildi. Davada kilit isim Cafer Erçakmak hiç yakalanamadı. Sivas katliamı sanığı Muhammed Nuh Kılıç'ın yıllardır Almanya'da Mannheim'da eşi adına açtığı dönerci dükkânını işlettiği ortaya çıktı.
Katliamcı vahşilerin cezalandırılmalarının ağrılı bir süreç olduğu,
yargının da bu konuda biraz hevessiz davrandığını düşünmüyor musunuz?
Bir sonraki hükümetin Adalet Bakanı, gelmiş geçmiş en ürkütücü Adalet Bakanlarından Şevket Kazan, sanıkların avukatlığını üstlenmekle kalmamış, bakanlığı sırasında da onları hapishanede ziyaret etmişti. Ama
o kadarla kalsa, Şevket beyin, öncesinde ve sonrasında hiçbir siyaside rastlamadığımız gözükaralığına verir, işin içinden çıkardık. Oysa, o vahşetin hemen ertesinde muktedirlerin ve kanaat liderlerinin hatırı sayılır bir bölümü, açıkça, imayla ya da sadece kaş kaldırarak suçluyu bulmuş işaret ediyordu: Aziz Nesin. Sözgelimi marifetleri yanına kâr kalmış emekli darbeci ressam Kenan Evren, elbette hiç çekinmeden Sivas katliamını ile ilgili fikirlerini dile getiriyordu: Gereksiz bir konuşma sonunda çıkan olay, solcularla dinciler arasındaki çekişmeye dönüşüyor. Bunu önlemek lazım.
İnsan dinsiz olabilir.
Ama bunu ilan etmenin gereği yok."
Ey muktedir Sünniler; halkınıza verdiğiniz sözü tutamadınız. İnsanlığa karşı işlenen suçlara ortak oldunuz. Şemdinli utancı karşısında sus pus olup geri bastığınız için Hrantımız öldürülebildi. Onun asıl katillerine de yanaşamadınız.
Rakibinizmiş gibi gösterdiğinizin Apoletleri ardına saklandığınız için çocuk kanıyla yapılmış portreler karşısında dökülüyor hamasi gözyaşları.
Halkınıza verdiğiniz sözü tutamadığınız için büyük şehirlerde Kürt olmak cehennem azabına dönüştü. Gaz patlasa kapılara pencerelere asılıveriyor Türk bayrakları. Tedirginliğin solgunluğu varoş yüzlerinde. Yakalarına sarı hilalin gölgesi düşmüş bile.
Şemdinli'nin mağdur halkını "Tanıklığı kabul edilmez" ilan
ettiğiniz için Kürt çocukları havaya uçuruluyor, dershane kapılarında.
Sözünüzü tutmadınız. Sivas katliamı avukatlarının koynundan çıkmışlığınızı unutmaya hazırdık. Ama siz, o katliamın konusu edilsin istemiyorsunuz. Herhalde kimilerinin milli hassasiyeti gibi sizin de Sünni hassasiyetinizi incitiyor.
Sivas'ın vahşet görüntülerini silmeye çalışanlar gözü dönmüş bir Sünni politikası yapmıyorsa, şunu iyice bir bellemeli:
Makul görünen soğukkanlı ve son derece üstten bir dille Alevilerin sorunlarına eğildiğinizde, barış için elinizi uzatır gibi yaparken karşılığında ondan gördüğü zulmü sineye çekmesini, unutmasını, hesabını sormamasını, izin sürmemesini, yaşadığı benzersiz ıstıraptan bir ders çıkarılması talebinde bile bulunamamasını istiyorsunuz.
AKP girişimcileri herkesi; Alevileri, Kürtleri, söz geçiremediği küçük misyoner-rahip katilleri ve onların dokunulmaz ağabeyleriyle birlikte bütün inanç dünyasını aynı yelpaze altında toplayıp bütün sorunları çözeceğini zannediyor. ABD'nin BOPstiline uygun olarak.
Madem bu masalın sonuna yaklaştık, kurdun karnındayız, size Bekir Berat Özipek'in 'Anlayış' dergisinde tam da bu derdimizi paylaşmak amacıyla anlattığı bir halk hikâyesini onun tatlı sözleriyle aktararak bitireyim: "Eski zamanlarda sessiz ve sakin insanların yaşadığı bir köy varmış. Ama bir gün birileri, köyün kırmızı ibikli, kırmızı başlı güzel horozunu öldürmüş. Olayı duyanlar, 'Yazık oldu, sevimli bir horozdu' demişler, ama çok da aldırmamışlar. Sadece köyün yaşlı ninesinin tepkisi
çok farklı olmuş. Feryat figan 'Kırmızı başlı horozun katilini bulun' diye herkese seslenmiş. Ama 'Ne çok gürültü yaptı bir horoz için!' demişler.
Kısa bir süre sonra da köydeki kınalı kuzuyu öldürmüşler. Köylü
ona olayı anlatıp ne yapmak gerektiğini sorunca 'Kırmızı başlı horozun katilini bulun' demiş. 'Nine bunadı herhalde' demişler, 'ölen bir kuzu'. Sonra sarı öküz katledilmiş. Köylü yine nineye fikrini sormuş; o yine 'Kırmızı başlı horozun katilin bulun' demiş. Sonra doru tay öldürülmüş, köylüler öfkeyle 'Artık bu kadarı da fazla!' demişler
ve doru tayı öldüreni bulmaya çalışmışlar. Ancak onlar doru taydan bahsederken daha büyük bir felaket yaşanmış ve köyün bir delikanlısı öldürülmüş. Onu da başka cinayetler izlemiş. İnsanlar öldürülürken her seferinde nine, 'Kırmızı başlı horozun katilini bulun' diyormuş."

Sunday, January 13, 2008

I am reading the cyborg manifesto...

Also known as: Simians, Cyborgs, and Women: The Reinvention of Nature

You can read the e-book from Stanford University Website
Wiki says:
Cyborg theory was created by Donna Haraway in order to criticise traditional notions of feminism -particularly its strong emphasis on identity, rather than affinity. She uses the metaphor of a cyborg in order to construct a postmodern feminism that moves beyond dualisms and moves beyond the limitations of traditional gender, feminism, and politics.
The concept of the cyborg is a rejection of rigid boundaries, notably those separating "human" from "animal" and "human" from "machine." Cyborg theory thus asserts that technology, as the artifacts of cultural evolution, merely comprise material extensions of the material human body. This view follows from John Locke's logical justification for property rights, in that "mixing one's labor" with external natural materials internalizes them and affords those materials the same rights as one's body itself.

Thursday, January 10, 2008

Finally in Turkish! The Development Dictionary




Her eve lazim bu kitabi mutlaka okuyun!






One of my favourite books, from my favourite scholars of all times...

Yazarlar / Authors:
Gustavo Esteva, Wolfgans Sachs, C. Douglas Lummis, Maranne Gronemeyer, Gérald Berdthound, Ivan Illich, Majid Rahnema, Arturo Escobar, Barbara Duden, José Maria Sbert, Jean Robert, Vandana Shiva, Claude Alvares, Harry Cleaver, Serge Latouche, Ashis Nandy, Otto Ulrich
Editor: Wolfgang Sachs
Eser Adı: Kalkınma Sözlüğü
Basım Tarihi: Ocak 2008
ISBN No: 978-975-8449-49-1
Etiket Fiyatı: 25.00 YTL
Çıkış Tarihi: 10/01/2008

Friday, January 04, 2008

KATILIN!

Küresel Eylem Grubu'nun yeni kampanyası 'Nükleer Santrallere Hayır' başlıyor!

Hükümet bize alternatif olarak nükleer santralleri dayatmaya devam ediyor, şubat ayında nükleer santraller ile ilgili ihaleler açılacak.
Biz, binlerce nükleer karşıtı ise 'nükleer santrallere hayır' demeye devam ediyoruz.
26 Nisan'da yapacağımız nükleer karşıtı gösterinin ilk adımlarını atmanın zamanı geldi.

KAMPANYA AÇILIŞ TOPLANTISI

- Nükleer enerji ve nükleer santraller nedir? Ne değildir? (Özgür Gürbüz)

- Nükleer karşıtı hareketten deneyimler' (Ümit Şahin)

- 'Nükleer santrallere hayır!' nasıl bir kampanya? (Avi Haligua - Şenol Karakaş)

5 OCAK CUMARTESİ 14.00 - 18.30 ARASI KARAKEDİ KÜLTÜR MERKEZİ'NDE

TOPLANTIYA KATILMAK İSTEYENLER kureseleylemgrubu@gmail.com ADRESİNE AŞAĞIDAKİ BİLGİLERİ YAZARAK KAYIT OLABİLİRLER...
Ad – Soyad:
Telefon:
E-mail:

NOT: Farklı konularda toplantılar devam edecektir. Toplantılara katılım ücretsizdir.
Karakedi kültür merkezi: istiklal cad., Bekar sk., San Han kat:2 Beyoğlu
İletişim: 0539 978 44 94

Friday, December 28, 2007

song of the day (or rather the lyrics...)

Dog New Tricks
Garbage

I wish I had not woke up today
Everyone mistakes the things you say
Take the simple truth and
Twist it all around
Make it sound important
Make it seem profound

Dog new tricks
Nothing you learn will stick
Dog new tricks
You make me feel so worthless

Everyone I know has gone away
Died or left or just forgot to stay
Sometimes took for granted
Sometimes turned away
Sometimes didn't say what
I meant to say

Dog new tricks
Nothing you learn will stick
Dog new tricks
You make me feel so worthless

Nothing you learn
Nothing you learn
Nothing you learn
Nothing you learn

I never would have pegged you
For what you have become
Everyone lies
Everyone cheats
Not like you've done

Dog new tricks
Nothing you learn will stick
Dog new tricks
You make me feel so worthless

Dog new tricks
Nothing you learn will stick
Dog new tricks
You make me feel so worthless

KYOTO MAP

Turkiyenin Kyoto Protokolunu imzalamamasi onu dis politika acisindan su sekilde yalniz birakiyor...

The last situation in regards to signing and ratifying Kyoto Protocol is as follows:
Red: signed/failed to ratify
Green: signed/ratified
Grey: no position

Wednesday, December 19, 2007

Sendika düşmanı çağdaş işveren


Sendikalı oldukları için çıkarılan YÖRSAN işçileri, fabrikanın yakınında eylemlerini sürdürüyor. Ağalık geleneğini sürdüren işveren, "sendikaya kapıldıkları için" işten adam attıkça sendikaya daha fazla üye olan YÖRSAN emekçilerine teşekkür borçluyuz.

16/12/2007, Radikal

AHMET İNSEL
Türkiye'nin en önemli süt ürünleri işletmelerinden biri olan YÖRSAN, 11 Aralık'ta bazı gazetelere yarım sayfa ilan verdi. Yeni çıkan bir ürünü tanıtmak veya yaklaşan bayram vesilesiyle ürünlerini hatırlatmak amacı taşımıyordu bu ilan. Şirketin yönetim kurulu, "Türk Kamuoyuna Açıklama" başlığıyla, sendika düşmanı paternalist işveren zihniyetini sergiliyordu. İlandaki ifadeler, işverenle sarmaş dolaş, huzur içinde yaşayan şirket personelinin bir tür terörist sızma girişimine maruz kaldığını ima ediyordu.
Sendikal örgütlenme düşmanlığı konusunda YÖRSAN yönetiminden geri kalmayan büyük basın, şirketin Susurluk işletmesinde olanlardan haber yapmaya tenezzül etmediği, belki de şirketin reklam harcamalarından dışlanmaktan korktuğu için, bildiğim kadarıyla Birgün okurları dışında, ilanda kast edilenin gerçekte ne olduğunu bilen okuyucu pek yoktu. Ama YÖRSAN yönetiminin girişimciliği sayesinde, gazeteye verdikleri ilan, bu işletmede garip şeyler olduğunu herkese duyurdu. Son derece başarılı bir tanıtım operasyonuydu bu. Bu işletmenin sahiplerinin ve yöneticilerinin yönetim anlayışını, zihniyet dünyasını tüm çıplaklığıyla bize tanıttı.
Susurluk'taki işletmesini, "Türkiye, Balkanlar ve Ortadoğu'nun en büyük süt ve süt ürünleri entegre tesisi" olarak sunan, çağ atlayan Türkiye'nin medarı iftiharlarından biri ve "Gelenekten Geleceğe" sloganını benimsemiş mümtaz muhafazakâr liberal girişimci ruhun cismanileşmiş hali olan YÖRSAN AŞ'nin açıklamasından uzun bir alıntı yapalım önce: "YÖRSAN Yönetimi ve çalışanları olarak huzur içinde çalışmalarımız devam ederken işyerimize; bir takım kişiler tarafından organize edilen ve çalışanlarımızı; yönetim, iş yeri ve iş arkadaşlarıyla karşı karşıya gelmelerine neden olacak ve iş barışına zarar verecek bir takım faaliyetler yürütüldüğü; gerçek dışı ve doğru olmayan beyanlarla bazı çalışanlarımızın bu menfi faaliyetlere katılmaları için zorlandıkları ve bununla alakalı olarak maalesef iş yerinde üretimi aksatmaya çalıştıkları, bazı direnişçi personelin; makinalara, ürünlere ve çalışmak isteyen personele zarar verdikleri tesbit edilmiştir". Anlamsız noktalı virgüller, imla yanlışları, "gerçek dışı ve doğru olmayan" türünden dil incileri, özgündür.

Sendikal örgütlenme
Gelelim olgulara. İşveren verdiği ilanda, "burada 850 kişinin çalıştığını" beyan ediyor. 2007 Ekim ayındaki işveren bordrosunda ise 383 kişinin resmen çalıştığı görülüyor. Herkesin sendikasız, bir kısmının ise sigortasız olduğu bu cennet işletmede, "iş barışını bozucu bir takım faaliyetlerin" ne olduğuna bakalım şimdi.
YÖRSAN'ın Susurluk işletmesinde, bundan beş ay önce Türk-İş'e bağlı Tek-Gıda İş Sendikası örgütlenme çalışması başlattı. İşletmenin resmi istihdam bordrosunda yer alan çalışanların çoğunluğunu sendikaya üye olmaya ikna ettikten sonra, yetki almak için 22 Kasım'da Bakanlığa müracaat etti. Bakanlık, 4 Aralık'ta çalışanların listesini YÖRSAN'dan istedi. Verdikleri ilanda, "Ulu Önder Atatürk'ün işaret ettiği yolda; Türk Milletini seven, O'na sadakatle bağlanan ve O'nun yükselmesini ve yücelmesini sağlayacak bir anlayışla" çalıştıklarını belirten YÖRSAN yönetimi, 5 Aralık'ta 16 işçiyi işten çıkardı. 7 Aralık'ta 70 işçiyi daha attı.
Ama sendikanın yetki için müracaat ettiği tarihte 235 olan sendikalı sayısı, işverenin bu vahşi davranışına tepki olarak 350'ye çıkınca, 8 ve 9 Aralık günlerinde işten çıkarılan işçi sayısı 375'e ulaştı. Bu ağır baskıya rağmen, işletmede stajyer adı altında, öğrenci kimliğiyle sigortasız çalıştırılanların da sendikaya üye olmasıyla, şimdi sendikalı sayısı 485'e ulaşmış durumda.
YÖRSAN yönetimi, üretimi devam ettirmek için, çevre köylerden kamyonlarla topladığı vasıfsız işçileri fabrikaya getirmeye başladı. Yüksek teknoloji kulanılan işletmede, hijyenik koşullarda üretim yapma kapasitesi olmayan bu toplama işçilerle, iyi kötü peynir ve yoğurt üretimine devam edilirken, sendikanın talebi üzerine işyerine gelen sigorta müfettişleri 12 Aralık'ta 59 sigortasız çalışan tespit etti.
YÖRSAN yönetiminin ilanına dönelim: "Yönetim olarak bizler bugüne kadar çalışanlarımızın hak ve hukukunu korumayı; onları enflasyona karşı ezdirmemeyi; hak ettikleri ücret ve sosyal yardımları zamanında eksiksiz olarak ödemeyi görev bildik". Kısacası, sendikaya gittiniz, nankörlük ettiniz, "size ekmek verenlere" ihanet ettiniz diyor bu paternalist ve bir o kadar milletini seven Türk işvereni.
İşten çıkarılanların ortalama kıdemi on yıl. Aralarında 20 yıldan fazla kıdemi olanlar da var. İşveren işten çıkarma tebligatında, otomasyona geçildiğini ve işçi fazlası ortaya çıktığı için iş akitlerine son verildiğini söylüyor. Ama bu nedenle işten çıkarmanın da yasalarda kuralları var. İşverenin otomasyona geçiş veya üretim düşüşü nedeniyle toplu işten çıkarma arzusunu bir ay önce bildirmesi gerekiyor. Zaten ilanda ne otomasyondan bahsediliyor ne işçi fazlalığından. "Şirkete zarar verecek kişileri bir gün bile bünyemizde tutmayacağımız bilinmelidir" diyor meşum açıklama. Ardından tehdit geliyor: "Çalışanlarımızın kötü niyetli kişilerin menfi propagandlarına kapılarak olumsuz herhangi bir davranışta bulunmamalarını, herhangi bir sıkıntı veya problemle karşılaştıklarında hiç çekinmeden bizlere başvurmalarını, olumsuz herhangi bir durumdan en büyük zararın kendilerinin göreceğini hiçbir zaman unutmamalarını" hatırlatıyor, "Yüzde Yüz Türk Sermayeli" olmakla övünen yönetim.
YÖRSAN yönetiminin davranışı bugün her türlü rengiyle Türk işveren sınıfının tavrını özetliyor. DİMES meyve suyu işletmesinde de, sendikaya üye olan 14 kişi hemen işten atıldı. Tek-Gıda İş burada da mücadeleye devam ediyor. İşveren, işten çıkarılanların geçici işçi olduklarını, normal iş akitlerinin sona erdiğini ve hemen bundan sonra işçilerin sendikaya üye olduklarını iddia ediyor. Ama işten çıkarılanların ikisi 10 yıldan fazla, üçü 5 yıldan fazla, altısı 1 yıldan fazla, biri de 11 aydır o işletmede çalışmış. Bu nasıl geçici işçilik? Bu nasıl bir desteksiz atma cüreti?
Sendika, "Gelenekten Geleceğe" gitmeyi kendine şiar edinmiş YÖRSAN'da, önümüzdeki günlerde büyük ihtimalle yetki belgesini alacak. Bu muhafazakâr liberal işveren de, "iş barışını bozan, kötü niyetli kişilerin" içinde yer aldığı Tek-Gıda İş'in temsilcileriyle uzlaşma masasına oturacak. Ya da paternalist kibrine ve genlerine işlemiş sendika düşmanlığına teslim olup bedeli ağır bir bilek güreşine girişecek. Emekçileri, "ekmek yedirilen" ve bunun karşılığında ekmek yediği kapıya nankörlük etmemesi, ekmek yedirene sadık olması ve hatta tüm varlığını ona armağan etmesi gereken bir tür reaya olarak gören bu paternalist zihniyetle, onun anlayacağı dilden konuşmak gerekiyor. Yurttaş mücadeleleri sadece siyasal alanda verilmez. Vahşi kapitalizmin kaplanlarına, paternalist kapitalizmin ağalarına karşı verilecek mücadelede sosyal amaçlı tüketici girişimlerine de büyük ihtiyaç vardır. Yurttaş mücadeleleri sadece siyasal alanda verilmez. Vahşi kapitalizmin kaplanlarına, paternalist kapitalizmin ağalarına karşı verilecek mücadelede sosyal amaçlı tüketici girişimlerine de büyük ihtiyaç vardır.
Ağalık geleneğini sürdüren işveren, "sendikaya kapıldıkları için" işten adam attıkça daha fazla sendikaya üye olarak, yıllardır damarları kurutulmaya çalışılan sosyal sınıf bilincinin bütünüyle yok olmadığını bize gösterdikleri için, YÖRSAN emekçilerine teşekkür borçluyuz. Tek-Gıda İş sorumlularına da, sürdürdükleri örgütlenme mücadeleleri vesilesiyle, bu işverenlerin ve kraldan fazla kralcı çağdaş yönetici zümremizin, faşizan yönetim anlayışlarını tüm çıplaklığıyla kendilerinin ifade etmesine vesile oldukları için ayrıca teşekkür borçluyuz.
Özgürlükçü düşünün, geleneği dönüştürmeden geleceğe yönelmek isteyenlerle, sadece siyasal ve kültürel alanda değil, işveren cephesinde de görülecek büyük bir hesabı var.

Monday, December 17, 2007

Sinir otesi operasyonu durdurun, Barisa bir sans verin!

18 Aralik Sali gunu saat 18,00'de

İSTANBUL GALATASARAY MEYDANI’NDA,
ANKARA YÜKSEL CADDESİ’NDE
İZMİR'DE KIBRIS ŞEHİTLERİ CADDESİ GİRİŞİNDE BULUŞACAĞIZ!


Bu sabaha karsi, Kuzey Irak'ta onceden belirli hedeflere ama daha
kapsamli ve daha genis bir alana hava operasyonu yapildi. Ucaklarin
bombardumani ardindan, uzun menzilli toplarla sinir otesi bolge ates
altinda tutuldu. Iran topcusunun da bazi hedeflere ates ettigi, ABD
guclerinin de operasyonu destekledigi soyleniyor. Resmi kaynaklar
dogrulamiyor ama bu bolgedeki bazi koylerin ve sivillerin de zarar
gordugu basina yansidi. Bugun TV haber bultenleri silah ve bomba
seslerinden gecilmiyor. Pazartesi gazete sayfalari adeta savas
bulteni olacak.

Oysa ulkede ve bolgede barisa en cok ihtiyac duyulan gunlerdeyiz.

Bir yandan yeni silahlanma projeleri devreye girer, butce deliginin
icinden milyar dolarlik tank projeleri cikartilirken; bir yandan
savasci politikalara ve militarizme tahkimat yapiliyor. Bunun
bolgedeki karsiligi ABD politikalari dogrultusunda yeni gerilimlerin
yaratilmasi olurken, ulke icindeki karsiligi ise sovenizmin
yukseltilmesi, halklar arasinda dusmanlik ve Iran'a saldiri dahil
her turlu askeri mudahaleye yol vermek oluyor.

Simdi sokaklara cikip 'Sinir otesi operasyonlari durdurun - Barisa
bir sans verin!' demenin zamanidir.

Kuresel Baris ve Adalet Koalisyonu, 18 Aralik Sali gunu saat
18,00'de Istanbul, Ankara ve Izmir'de ortak basin
aciklamasi yapmak için, baris bayraklari ile sokaklara cikiyor.
Mumkun oldugu kadar kalabalik olalim. Barisin sesini
yükseltelim. 'Barisa Bir Sans Verin' pankarti arkasinda bulusalim.

Küresel Baris ve Adalet Koalisyonu
Yürütme Kurulu
16 Aralik 2007

partnerships, governance ans sustainable development

new publication (follow the link for details) (click here for contents and preface)

Our first coauthored publication with Frank Biermann, Philipp Pattberg, and Sander Chan is out.

Sunday, December 16, 2007

A visit to Groeningen


This weekend I have seen my first authantic Dutch wedding (in which BOTH the bride °°eefje°° and the groom °°frank°° was Dutch and I have joined more than the party, also the ceremony). and I have been to Groeningen for the first time. It is a pretty city with a large centre, and it didnt immediately give me the feeling provincial towns do, such as Utrecht. Another nice thing was the mix of etnicities and particularly age groups. that is hard to see here in the Netherlands.
Finally, I have been to the Groeningen Museum, and its contraversial building (which I try to demonstrate with the pictures).


I must admit, I have found the interior very impressive.
From the outside I would much prefer to look towards the central station of Groeningen, which is a really nice building, a replica of CS Amsterdam which one can hardly appreciate in these troubled times characterised by the construction of North/South line.

Two of the three exhibitions I have seen were fascinating (The collection was closed for some reason). But both require me to do some research, so that I can illustrate what I saw. In the meantime, if you ever go to Groeningen, make sure you drop by to see the Expressionist around Kirchner and Russian Legends and their depictions in books.



Wednesday, December 12, 2007

hypocricy unlimited: arms for peace!

Nicolas Sarkozy criticised over Gaddafi visit

By Henry Samuel in Paris, Source: telegraph.com
Last Updated: 2:39am GMT 12/12/2007

Nicolas Sarkozy's chief human rights official has become the latest public figure to rebuke the French president for receiving Libyan leader Muammar Gaddafi, saying France was not a "doormat" on which he could "wipe off the blood of his misdeeds."
"France is not just a trade balance," she told the daily Le Parisien, adding that any business deals must be offset by "guarantees" from him on human rights in his country.

Mr Sarkozy announced that Libya would sign for around ten billion euros worth of deals for French military hardware and a nuclear reactor.
The expected nuclear deal is part of a "pact of trust" with Muslim nations laid out last week Mr Sarkozy in Algeria, where he signed another nuclear cooperation accord.

Tuesday, December 11, 2007

pope benedict and I agree for the first time!


Pope says shun excessive materialism at Christmas
NOTE: my only relief is that here in the Netherlands, the whole present giving bit is carried out at the beginning of december (and in my case rather nicely, thanks to the deibels in general and carla in particular, who accepted to share their chimmney with me, as I dont have one of my own and would be miserable without any doubt, waiting for him in vain in front of my heater in the dark storage room) as (as far as I'm concerned) St.kls comes over from Spain (who knows why...) and brings presents while outsourcing the distribution to some black piets (that serioulsy offend black friends and some politically correct americans). the only nice thing is that he's on a horse (yes, white), not on a carriage pulled by reindeer. it seems to me that the suffering of the deer is replaced by the suffering of the pieten.
anyway, pls see how me and beneditus agree (and please dont ask why I was reading christaintoday.com):

Pope Benedict on Sunday urged Catholics to rediscover the religious significance of Christmas, saying the holiday should not be dominated by materialism.
Posted: Sunday, December 9, 2007

VATICAN CITY - Pope Benedict on Sunday urged Catholics to rediscover the religious significance of Christmas, saying the holiday should not be dominated by materialism.

The Pope's words at his Sunday blessing to crowds in a rainy St Peter's Square marked the second consecutive day that the Pontiff warned of consumerism just as the Christmas shopping season kicked off in Italy.

"Too often, unfortunately, today's manner of living and perceiving Christmas suffers from a materialistic mentality," he said.

On Saturday, when Roman Catholics marked the feast of the Immaculate Conception, the leader of the 1.1 billion member Church said adults were only deceiving children by introducing them at ever younger ages into a life of unbridled materialism.

Too many children were growing up in a world saturated with "false models of happiness" and being lured by unscrupulous adults into what he called the "dead-end street of consumerism," he said on Saturday.

Thursday, December 06, 2007


Jepara, Central Java, Indonesia — Security personnel from PLTU Tanjung Jati B coal power plant in Jepara, Central Java fired five gunshots and drew knives as activists from Greenpeace flagship, Rainbow Warrior, today climbed the coal plant´s cooling tower and loading crane hanging banners that read "Coal Kills Climate."
Indonesia is hosting the UN Conference on Climate Change from Dec. 3- 16 where world governments will agree to begin negotiations on a range of measures to curb greenhouse gas emissions to stop the dire impacts predicted to result from climate change. Greenpeace flagship, SV Rainbow Warrior, is in Indonesia to bring the message of urgency for climate action, starting with a global energy revolution and an end to deforestation.

Wednesday, December 05, 2007

the last filamingos in the Salt Lake are dead

the babies couldnt fly yet so they couldnt run away. There was no water where there used to be... this is the start of what we will see many times in the coming decades as the climate changes.
YOU CAN STILL JOIN THE DEMONSTRATIONS ON CLIMATE ACTION DAY, THIS SATURDAY.


Flamingo yavruları, her yıl Tuz Gölü'nün güneyindeki üreme alanlarından karınlarını doyurmak için tam onyedi kilometrelik bir mesafe yürüyerek kanalın ağzında toplanıyorlar. Yavrular her yıl olduğu gibi bu yıl da Konya Kanalı'nın gölle buluştuğu noktaya geldiklerinde bu kez hüsranla karşılaştı. Binlerce flamingo yavrusunun uçmasına birkaç hafta kala gölde tek bir damla su kalmadı. Kuşlar son beslenme alanları da kuruduğu için susuzluğa yenik düştü ve Tuz Gölü toplu flamingo mezarlığına dönüştü.

HALA CUMARTESI GUNKU KURESEL ISINMA EYLEM GUNUNE KATILMAYI DUSUNMEYENINIZ VAR MI?

stranger than fiction


I have seen an unexpectedly brilliant movie last night with Emma Thompson, Dustin Hoffman and more...

Influences
The film borrows heavily from Niebla by Miguel de Unamuno, a Spanish novel about a character who becomes aware he is being narrated by a writer and goes to visit him. (However, in Unamuno's story, the main character commits suicide.)

The film contains several references to Rene Magritte's painting The Son of Man, the most obvious of which is when Harold is seen walking to work in a dark suit with a green apple in his mouth.

Geometrical and mathematical motifs occur frequently throughout the film. According to bonus features on the DVD release of the film, these represent Harold's "GUI" (graphical user interface): his thoughts as he takes in the world made visible, and were designed to reflect Harold's OCD-like counting and measuring behaviors.

The last names of many characters can be connected to the last names of famous modern scientists and mathematicians: Francis Crick, James Watson, Gustave Eiffel, David Hilbert, Nicholas Mercator, Blaise Pascal, Arthur Cayley, and Gösta Mittag-Leffler. Penny Escher's name can be connected to M. C. Escher, a Dutch graphic artist whose work was heavily influenced by mathematics. The Kroenecker bus, which hits Harold, can be attributed to the famous mathematician of the same name, Leopold Kronecker. Karen Eiffel's publisher, Banneker Press, can be attributed to mathematician and clockmaker Benjamin Banneker. Other small mathematics and science references are slipped in, such as a mention of the corner of Euclid Street and Born Avenue.

Trivia
A scene at the pool shows Prof. Hilbert, reading Sue Grafton's novel (either "I" Is for Innocent or "J" for Judgement.) Character Karen Eiffel's brainstorming for ways of killing her characters are similar to Grafton's early practice of recording maiming fantasies.

Plot
Harold Crick (Will Ferrell) is a dull auditor for the Internal Revenue Service who is awakened alone each morning by his wristwatch. He is a compulsive counter and an obsessive time-saver. One day, Harold begins to hear the voice of a woman who is omnisciently narrating his life. Harold attempts to communicate with the voice, but soon realizes the speaker does not know that he can hear her. Later that afternoon, Harold's watch stops working while he is waiting for the bus. Harold resets his watch to a time given by a bystander and hears his narrator remark that this seemingly innocuous act would lead to his imminent death.Anxious at this ominous narration, Harold sees a psychiatrist (Linda Hunt) who attributes the voice to schizophrenia. However, after Harold insists that schizophrenia is not the case, the psychiatrist recommends he visit a literary expert. Harold then visits Jules Hilbert (Dustin Hoffman), a professor at the University of Illinois at Chicago, for advice on how to change his apparent destiny. At Professor Hilbert's office, as they are trying to deduce the author of Harold's story, Harold notices on the TV an interview with author Karen Eiffel (Emma Thompson), who is talking about her next book, Death and Taxes. Harold immediately recognizes Karen's voice as that of his narrator. Hilbert, surprised, states that in every one of her books, the protagonist dies just as life becomes worthwhile.
Harold then begins a frantic search to find Karen Eiffel, eventually tracking her down through a decade-old IRS file. Arriving at her apartment, he meets her, discovering that she is an antisocial woman who constantly smokes cigarettes; makes a policy of never answering readers' correspondence; and is absorbed in her own self-image of herself as a great writer. Harold explains that he is the leading character of her story and that he does not want to die. Karen is stunned to learn that all she had typed has happened to a man living in her own realm of experience and is therefore horrified at the possibility that the cruel deaths she wrote for her previous protagonists had occurred to similarly real people. On the advice of her assistant Penny (Queen Latifah), she gives him the manuscript of the story, which has yet to be typed, and tells him to read it. Deciding that he cannot bring himself to read the manuscript, Harold gives it to Professor Hilbert to read first.

I wont tell you the ending. I hope you are convinced it is worth watching.

Monday, November 12, 2007

I'm reading...


Just finished Karakter (F. Bordewijk) and half-way through the Scarlet City. I must admit, I've found Bordewijk too sober, and too much of a realist (bordering fantasy). His depiction of a Dutch psyche was illuminating nonetheless.
It was a little scary as well:
"If that is what is expected of me, I thought, "I will have to frustrate quite a number of people... Who wants to be like that?!"
then I noted that actually most of my Dutch friends (friends though... not everyone I see on the street) ARE like that:
- self-disiplined (bordering obsession),
- self-motivated (ending up in frustrations that cannot be overcome),
- proud and sober (which looks inhumane in the first instance),
- sarcastic towards others because also towards oneself (which makes me feel terribly insecure)
- crossing the borders of idealism and realism constantly (which I often appreciate and yet, sometimes find frustrating because whatever I suggest gets lightly criticised from one angle or the other)...
Anyway, it was a good book and I will still have to see the movie.

The Scarlet City, is so far exciting, as some historical books are for politicologists. This makes it difficult for me to notice how good literature it is... Her narration is diverse and the plot is certainly deeper, more interesting and exciting than a Dan Brown book (which was the previous book I read on Rome, unfortunately). It makes the reader wonder how the characters will change in time or IF they will change in time, which seems to be gift Hella Haasse shares with Bourdewijk.